Baba



Babam; babasının onlara yaptığı babalığı, bize yapamadığını söyler hep. Ben de kendi çocuklarıma babalığı yapamadığımı söylerim. Belki, bizim çocuklarımız da, kendi çocuklarına babalığı yapamayacaklar ve bu söylem böyle devam edip gidecek...

Baba olmak kolay değil. Babalık çok zordur. Anneye benzemez ama, babaların da bir yüreği var. Babalığın en zor tarafı, yapmak isteyip te yapamadığıdır. Dışardan yapmak istemez gibi görünür ama, içi öyle değildir. Yani babanın içi başkadır, dışı başkadır. Anne ise baba gibi değildir. Onun içi de, dışı da aynıdır.

Bugün, babamı memlekete yolcu ettim. Bu sefer ki ayrılık, beni biraz daha üzdü. Onu bilmiyorum ama bu sefer ben bir başka duygulandım ve üzüldüm. O baba, ben evlat. Ona da sormak lazım, onun da duygularını almak lazım. Kim bilir o neler hissetti. O, dediğim gibi baba işte, içi başka dışı başka. Üzülse, içinde kalır, dışına vermez, sevinse dışına verir, içinde kalmaz. Babalar hiç belli olmaz.

Annelerimize nasıl sahip oluyorsak, babalarımıza da aynı şekilde sahip olalım. Baba, anneye göre biraz daha acımasızdır, gaddardır. Ama bu onun evladını sevmediğinden değil; onun kendi ayakları üzerinde durması gerektiğindendir. Yoksa, başı sıkışan insan, sıkıntısını gidermek için, en tembel ve en kolay olan yolu seçer. En kolay yol da, annenin yoludur, en zor yol da, babanın yoludur. Anneye daha kolay söylersin ama, babaya öyle kolay söyleyemezsin.

Her ne kadar babam şöyle veya babam böyle deseniz de; hani atalarımızın bir veciz sözü vardır ya, “Damdan düşen bilir” diye, Baba olmadan, babalığı bilemezsin...

Recep Altun Kaman-Kırşehir

Folklor


Halk oyunları ekibimizin tamamını ustaca stüdyosuna sığdıran fotoğrafçı da Turan Çakır. Halk oyunları ekibimizin her görüntüsünün altına sayfalar dolusu yazılacak şeyler var ama, ziyaretçileri sıkmamak için böyle yüzeysel geçeceğim. Öğrencilerimizin isimlerini hep hatırlayıp buraya yazmam mümkün değil, ancak isimleri temin ettiğim de buraya ilave edeceğim. Ekibin arkasında duran ekibi kuran Devrim İlkokulu müdürü Mümtaz Boyacıoğlu, aynı zamanda halk oyunları gösterilerinin koreograflarını da düzenleyendir. Ekibin bağlamacısı sol tarafta Halk Eğitimi Merkezi (emekli) memuru Yılmaz Dursun, kabak kemanede ben sağda İmam-Hatip Lisesinin (emekli) memuru Recep Altun

Folklor ekibimiz, aynı ekibin değişik bir versiyonu, bu sefer erkekler ayakta, kızlarımız oturmakta. Ne kadar yazsam da, o heyecanlı çalışmalarımızı ve başarılarımızı kelimelerle anlatmak çok zor!


Folklor ekibimiz, fotoğraf stüdyosunda, fotoğrafcı Turan ağabeyi kırmadık ve stüdyonun içinde bir gösteri yaptık, o da bu gösteriyi böyle ölümsüzleştirmişti. Nerdesiniz çocuklar? Hele bir seslenin!


Yelek kasabası İlköğretim okulu mezunlar şöleni gecesine diğer düğün ekibini alarak gitmiştim. Bateride Zülfet Akbaş, bağlamada Mete Ilgar, seslendirme düzeninin başında da (kot pantolonlu) ben vardım. Ekibimizin adı "Grup Seda" idi.


Folkor ekibimizle, bu sefer bir ağaç bayramına renk katmak üzere ilçemiz Kuşkalesine çıkmıştık. Burada ekibin bağlamasını ben icra etmiştim.


Folklor ekibimizle, Kırşehir Ahi Evran Esnaf Bayramı'na iştirak etmiştik. Gri renkteki ceketi omuzunda olan benim, ekibimiz de kalabağın arasına dağılmıştı.

Folklor ekibimiz, yine bir ilköğretim okulumuzun gösterisinde solo türkülere bağlaması ile Yılmaz Dursun ve kabak kemanesi ile ben Recep Altun iştirak etmiştik.



Folklor ekibimiz, yine bir başka ilköğretim okulunun yılsonu şenliklerine katılmıştım. Burada solo söyleyen çocuklarımıza keman ile eşlik etmiştim.

 Folklor Ekibimizle birlikte Devrim İlkokulunun girişinde öylesine bir gösteri öncesi çalışma provasında görülmekteyiz.

Sabahattin Çetin


Fotoğraf, 2004 yılında Ankara ili Etimesgut ilçesi Eryaman Mahallesinde Denizim sitesindeki bir dairede, Yıldırım Beyazit Altun'un düğün merasiminde çekilmiştir. Fotoğrafta görülen misafirlerin her ikisi de vefat etmişlerdir. Allah rahmetiyle muaemele eylesin. Bizlere de sabr-ı cemil ihsan etsin. Sol taraftaki ayağını uzatarak oturan Lütfi Köseömür, onun sağında oturan ise, Sabahattin Çetin'dir.


Ramazan Göçmen


Fotoğraf karelerinin arkasına şerh düşme gibi bir alışkanlığım olmadığı için, yılını tam hatırlayamadığım, ancak 1979-1982 yılları arasında deklanşöre basılmış bir fotoğraf karesi olduğunu tahmin edebiliyorum.

Fotoğrafta yer alanları tanıtarak yazıma başlamak istiyorum. Ayaktakilerden sol taraftaki İmam-Hatip Lisesinin hizmetlisi Karkın Yenice kasabasından Güneş Yumuş, onun sağındaki ise Kız Meslek Lisesi hizmetlisi Müderris köyünden Mevlüt Doğan, oturanlardan sol baştaki Halk Eğitimi Merkezi hizmetlisi Kaman Elmaoğlu Mahallesinden Ramazan Göçmen ve İmam-Hatip Lisesinin memuru ben Recep Altun.Yer Kız Meslek Lisesinin bahçesi, bizim okulda, Halk Eğitimi Merkezi de bu bahçedeki eski  kız sanat okulu binasında müştereken hizmet veriyorduk.

Bu yıllar bambaşka idi. O zamanki tüm Milli eğitim camiası da bu dönemlerin çok güzel bir ortam olduklarını bilirler. Karşılıklı saygı, sevgi ve güven ortamının oluştuğu bir ortamda insan tabi zevkle çalışırdı. Şimdi şöyle bir bakıyorum da, herşey çok değişmiş, daha doğrusu eski çamlar bardak olmuş. 

Asım Gök


Gördüğünüz bu fotoğrafta iki rahmetli var. Biri annem Gülsüm, diğeri de onun sağında kahve içen Asım Gök.

Fotoğrafta görülen yer, büyük bir ihtimalle rahmetli Asım abinin evinin bahçesi olması gerekir. Babam o sıralarda düşüp ayağını kırmıştı. Rahmetli annemi de alıp, Asım'a taziyeye gitmiş olabilirler. Çünkü o aralar babamın halası (Asım abinin annesi) Satı vefat etmişti.

Annem de, Asım abi de yalan oldu. Allah onlara gani gani rahmet eylesin.