Bende Çocuktum Özlemlerimle



Çocukluk anılarını masalsı, akıcı ve duru bir Türkçe ile kaleme almak suretiyle, "Bende Çocuktum Özlemlerimle" isimli kitabında toplayarak çocukluk yıllarına duyduğu özlemi dile getiren emekli öğretmen,  araştırmacı yazar Mümtaz Boyacıoğlu'nun kalemine ve yüreğine sağlık dileklerimizi sunarken; Yeşil Kaman'ımızın kültürüne bu tür kitap yayınları ile sağladığı katkıları da unutmamak gerekir.

Kitabının önsözünde değerli dostlarını; teknolijeden uzak, hormonsuz, saf, tertemiz o günkü doğal açık hava tiyatrosunda buluşmaya davet eden Mümtaz Boyacıoğlu'nun bu samimi davetine icabetmek isteyenlere "Bende Çocuktum Özlemlerimle" isimli kitabını okumalarını öneriyorum.

Bu vesileyle sayın hocam Mümtaz Boyacıoğlu'na, başarılarının ve Kaman kültürüne katkılarının devamını diliyorum.

Mehmet Hanifi Köseömür

Mehmet Hanifi Köseömür
Her baba gibi,  o da evinin geçimi ve çocuklarının en iyi şekilde yetişmesi için didiniyordu.  Kader,  onu da diğer gurbetçiler gibi doğup büyüdüğü memleketinden kopararak, gurbet ele sürüklemişti. Gurbet zordur. Gurbetin bu zorlukları; insanların hataya ve gaflete düşmesi için her ortamı hazırlar. Zaten insanın başına bir iş geleceği vakit,  basireti bağlanır ve mukadder olan o iş insanın başına gelir.

Mehmet Hanifi Köseömür’de, evinin nafakasını temin etmek ve çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmek için didinip dururken, gurbetin zorlukları karşısında mücadele etmekten yorulmuş ve basireti bağlandığı için de ölümü seçerek 22 Kasım 2007 tarihinde sonsuzluğun sahibi olan Refik-i A'la'ya iltica etmiştir.

Vefatının 4. yıldönümü münasebetiyle kendisini rahmetle anıyor, Yüce Allah’tan rahmetiyle muamele eylemesini ve yakınlarına sabr-ı cemil ihsan etmesini niyaz ediyoruz.

Onu Asla Unutmayan; Yaşadıkca, Yüreklerinde Yaşatan ve Yaşatacak Olan Yakınları

Zülbiye Altun

Merhume Zülbiye Altun, Oğlu Ramazan Altun İle Birlikte Görülmektedir.

Köseoğulları sülalesinden olup, eski zabıt katiplerinden Bakırbaşların Servet Altun'un eşi ve Combulu Mustafa'nın kızı Kaman-1923 doğumlu Zülbiye Altun yakalandığı pankreas kanseri hastalığına yenik düşerek 24 Ekim Pazartesi günü, gece saat 01:00 sularında  vefat etmiştir.

Merhumenin cenazesi Sarıuşağı Mahallesindeki evinden kaldırılarak, 24 Ekim Pazartesi günü Çarşı Camiinde öğle namazını müteakiben kılınan cenaze namazının ardından Cuma Mahallesi Mezarlığına defnedilmiştir.

Merhumeye Yüce Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabr-ı cemil dileriz.

Şehidimiz Ümit Tekinaslan

Şehid Ümit Tekinaslan
Aziz Şehidimizin Naaşı Başındaki Annesi ve Yakınları
Aziz Şehidimizin Baba Evi
Aziz Şehidimizin Babası Sıttık Tekinaslan
Aziz Şehidimizin Naaşı Başında Annesi ve Yakınları



Aziz Şehidimizin İlçemizdeki CenazeTöreni
Aziz Şehidin Yakınları
Hakkari’nin Çukurca ilçesine bağlı Kazan Vadisi’nde çıkan çatışmada şehit olan Özel Kuvvetler Komutanlığında görevli Astsubay Başçavuş Ümit Tekinaslan,  Kırşehir’in Kaman ilçesinde toprağa verildi.

Törene katılan şehit astsubayın 3 yaşındaki oğlu İbrahim Sıttık' da babasının ardından gözyaşı döktü. Şehidin oğluna, şehit olan bir arkadaşının adını verdiği öğrenildi. 33 yaşındaki Şehit Astsubay Ümit Tekinaslan’ın cenazesi, 24 Ekim Pazartesi günü ikindi namazını müteakiben Kaman ilçesi Cuma Mahallesi’ndeki şehitlikte toprağa verildi.

Aziz Şehidimiz Ümit Tekinaslan'a Yüce Allah'tan rahmetiyle muamele eylemesini, yakınlarına ve necip Türk Milleti'ne başsağlığı dileklerimle birlikte Yüce Allah'tan sabr-ı cemil ihsan etmesini niyaz ederiz.

Vazgeç


Silahlar yine kan kusmakta
Yürekler alev alev yanmakta
Hergün bir şehit haberiyle
Türkiye acılara uyanmakta.

Sen usanmadın öldürmekten
Biz de usanmayız ölmekten
Bu işin sonu nereye varacak
Vazgeç artık kan dökmekten!

Bu terör son bulacak birgün 
Sorulacak yapılanların hesabı
Kaçacak yer aranacak o gün
Kalmaz yerde şehidimin kanı.

Recep Altun

Üç Gün


“Sermayen nedir?” diye sordular
"İşte sazım, işte heybem!" dedim
Ben çalıp söyledikçe onlar azdılar
"Ben de sermaye tükenmez!" dedim.

Bu dünyayı üç güne sığdırmışlar
Dün, içindekilerle beraber geçti gitti
Bugün senindir, iyi değerlendir fırsatı
Yarına ulaşmak herkese nasip değildir.

Neye inanırsan inan, öleceksin bir gün
Yaptıkların yanına kalır sanma
Her işin hesabını vereceksin bir gün
Öldükten sonra dirilmem sanma.

Bir musibet, bin nasihatten evlaymış
Doğru yolu bulmak yine sana kalmış
Dünü, bugünü ve yarını düşünerek
Sermaye, ömrü üç güne sığdırmakmış!

Recep Altun

Abidin Çağlar


Bursa Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu olan Abidin Çağlar, Bursa Keleş İmam-Hatip Liseinden naklen Kaman İmam-Hatip Lisesi Müdürlüğüne atanarak 13/11/1989 tarihinde ilçemizdeki görevine başlamıştı. Geçenlerde Kaman ziyaretimde Toki bölgesini gezerken Abidin hocamın Kaman Anadolu Öğretmen Lisesine Müdür olarak atandığını duydum ve kendilerini ziyaretim esnasında beraberliğimizi yukarıda gördüğünüz fotoğraf karesine taşıdık. Abidin hocam, 01.03.1962 doğumlu olup, Çorum İli Bayat ilçesinin Saray köyündendir.

Bulguru Kaynatırlar

Merhabalar aylardan Temmuz, malum kış hazırlıklarından sofralarımızın vazgeçilmezi bulgur pilavı ve bulgurun yan ürünlerinden köfte ve besmeç için kullanılan düğülü yapabilmek için buğdayı kaynatmak ve onu kabuğundan ayırtetmek gerekiyor. Kırşehir ili Kaman ilçesi Sarıuşağı Mahallesi Şehit Üsteğmen Keramettin Gök caddesi üzerinde bulgur kaynatan rahmetli Sülük amcanın kızı ve aile efradını görmektesiniz.





Anamın Günlüğü

Mümtaz Boyacıoğlu'nu Çalışma Odasında Görmektesiniz.

Çocukluğumda Anamın her davranışı benim için doğaldı. Aylar, yıllar geçtikçe bu kadar enerjiyi nereden aldığını merak etmeye başladım. Daha sonra şimdiki analarla karşılaştırdım. Şimdiki analar çok şanslılar. Anam akşam ne zaman yatar, sabah ne zaman kalkar görmezdim. Benim tek gördüğüm anam her zaman ayakta, her zaman çalışır. Çalışırdı ama ne çalışmak. Yorulmak bilmez, dur otur bilmezdi.

Anamın bir gününü beraber yaşayalım;

Saatin olmadığı 1950li yıllar. Saat elbette daha önceleri de vardı ama bizim evde bir tek babamda vardı. Ona da her zaman, saat sorulamazdı. Neyse horozların ötmesinden önce veya öterlerken anam ayaktaydı. Çünkü daha o zamanda küçük kardeşimin karnı doymalıydı. Erinmeden, üşenmeden ve de sokranmadan kalkan anam ineği ve koyunları sağdıktan sonra süt tenceresini ocağı yakarak üzerine koyar, yoğurt olacak süt piştikten sonra bu kez de ateşin üzerine kafasında planladığı pişireceği yemeğin hazırlığını yapardı. Ortalık aydınlanmış, güneş doğmaya yaklaşırken koyun çobanının hay heylerini duyan kadınlarla birlikte koyunları çobanın bulunduğu yere getirirdi. Elleri koynunda komşu kadınlarla ayaküstü bir iki laf ederek ayrılırlardı. (O mezarlığın kenarında konuşarak akşamı eden kadınlardan değildi anam.) koşarak eve gelen anam ya kuzuların ağılına, ya da kardeşimin ağıtına yetişirdi. Bu ara babam da kalkmış tarlaya gitmek için eşeğini ve tırpanını hazırlamaktaydı. Çiftçimizde babamın emirlerine koştururdu.

Günün menüsünde ne varsa anam iki dürümü babama ve çiftçimize uzatır. Onlar dürümlerini yolda yiyerek tarlaya gidedursun biz yine anama dönelim. Sütün, yemeğin pişmesi, çocuğun ağlaması arasında inekler de sığıra sürülürdü, ayaküstü bir iki konuşma fırsatıyla. En son bana verdiği yoğurt yüzünden üzeri toz şekerli dürümle kuzuları da benim önüme katarak kurban kadayla “uzaklara gitme, tarlamıza gel” diye de tembih ederdi.

Anamın işi daha bitmedi. Ev toparlanır, avlu süpürülür. Güneş bir mızrak boyu çıkmıştır. Tarlaya gidiş hazırlığı yapılır. Önce çocuk sırta bir bohça ile bağlanır, bel kısmına bir bohça ile ekmek sarılır. Kafa üzerine dengeli konan içinde yiyecek bulunan bir bohçada yerleştirilir. Eller boş mu gidecek? Hayır, eller içinde bir helke ile yoğurt diğer helkede de kabak gülü yemeği alınarak yola düşer. Bu vaziyette tarlaya giden anamın bir türkü tutturduğunu düşünemeyiz. Kuşluk vakti tarlaya varan anam kabak gülü yemeğini hazırlar, babamı ve çiftçimizi kuşluk yemeğine çağırır.

Babam sofranın başına otururken ayağındaki çorap ve dolaktaki1 bıtırakları(2) temizler, biraz da küfürler savururdu. Çal kaşık yenen yemeğin ardından babam işine başlamadan önce, akşamdan doldurulup yığına(3) saklanan testiyi kafasına dikerek soğuk suyu içip şöyle ağzını kolu ile silerek tırpanla ekini biçmeye başlardı. Çiftçimiz de arkasından hafif bir türkü ile devam ederken anam, anadudu(4) eline alıp biçilen ekin destelerini yığın yapar, yığın sonrası da biçilen yerlere dökülen ekin başaklarını tırmıkla toplamaya başlardı. Kuşlukta alınan enerjinin etkisiyle öğle ikindi arasına kadar çalışanların öğle yemeğini hazırlamaya başlardı.

Bu zamana kadar testideki su ılımıştır. Anam testiyi bana verir pınardan taze doldurup çabuk gelmemi tembihler. Taze su ile anam evden getirdiği yoğurdu koyu bir ayran yapar, hep birlikte ayranın başına oturur yufka ekmekle yaptığımız sokumları(5) ayrana daldırır üzerimize dökerek ağzımıza atarken yeşil soğanı da ikinci bir katık olarak yerdik. Babam bazen memnun olur bazen de ayrana bir kusur bulurdu. “Avrat,(6) ayranın pek kesekli(7) olmamış gibi. Yemek sonrası babam yığının dibine biraz uzanır, horlayarak bir kelete(8) kaçırırdı.

Anam çocukla ve bulaşıkla uğraştıktan sonra yine tırmık işine koşar. Babamla çiftçimiz ekini biçedursun, güneş biraz daha aşağı tarafa yaklaşınca, yani ikindi biraz geçince, anam eve dönüş hazırlığı yapar, yine çocuk sırta bağlanır, boşalmış azık kapları artık hafiflerdi ama bu kez de yorgun bitkin evin yolunu tutardı.

Yarım kalan ev işlerini toparlarken hiç vaktini şaşırmayan boğazların derdinden bu kez de akşam yemeği yapmaya koştururdu. Şimdiki gibi menü bin bir çeşit değil. Sıra geldi bulgur pilavına. Ocak üzerindeki isli tencerede pilav pişe dursun kuzuları ağıla kapatır, biraz sonra meleşerek gelen koyunları diğer ağıla kapatıp ben koyunları tutarken anam sütlerini sağardı. Sağma işi bittikten sonra kuzuları koyunların yanına bırakırdık. Koşarak ve meleşerek gelen kuzular her bulduğu koyunu emmeye çalışırdı fakat koyunlar kendi yavrusunun dışında diğer kuzuları emzirmezlerdi. Nihayet kendi kuzularını bulduktan sonra anamdan artırdıkları sütlerini yavrularına sunarlarken, iki ayağının üzerine çömelerek ve kuyruğunu oynatarak kalan sütü emmeye çalışan yavrusuna analık şefkatini koklayarak ve mırıltılı bir sesle kuyruğunu yalayarak gösterirlerdi.

İnek, koyun sağılması, tavukların, kuzuların kapanma sonrası pilav yemeye sıra gelmişti; yufka ekmek ve ağaç kaşıklarla. Babam halı yastık ve halı minderli köşesine çekilip biraz sonra çayını ister. Anam ya çocuğun başında, ya da bulaşığın başındadır. Çoğu kez duymaz çay isteğini. Biraz gecikince bağırtı hızlanır, kızmaya başlar. Anam, “ne var, ne bağırıp duruyon, boş mu duruyom, öldün mü? Diye sokranır, ama babama duyurmazdı. Babam çayını içtikten sonra birkaç kelete kaçırırken, anam bulaşıkları yıkayıp, yatakları yapıp, çocuğu emzirirken bir kolunun üzerinde uyur kalırdı. Sabaha dek daha kaç kez yatar kalkar bilmezdim.

İşte anam.
İşte Anadolu kadını.

O yıllarda analar günü kutlamaları olmadığı için hiçbir hediye görmedi anam, yıllık alınan pırtıların dışında. “Toprak gibi hep kendinden veren, hiç karşılık beklemeyen,  hiçbir hediye alamayan anam, toprağın bol olsun. Seni rahmetle anıyor ve çok özlüyorum.”

“TÜM ANALARIN ÖNÜNDE SAYGI İLE EĞİLİYORUM”
Mümtaz Boyacığlu - Araştırmacı Yazar
Emekli Öğretmen 


1 – Dolak         : Tırpanla ekin biçerken sol bacağa sarılan kalın kumaş parçası.
2 – Bıtırak        : Dikenli ot tohumu
3 – Yığın          : Biçilen ekinlerin bir yerde toplanması.
4 – Anadut       : Biçilen ekinleri toplamaya yarayan üç parmaklı ve saplı alet.
5 – Sokum       : Yufka ekmekle yiyecekleri almak için yapılan lokma çeşidi.
6 – Avrat          : Hanım.
7 – Kesekli      : Kesede süzülen yoğurdu su ile karıştırdıktan sonra kalan katı kısımları.
8 – Kelete       : Kısa uyku

Eski Kaman

Kaman Ortaokulunda görev yapmış emekli öğretmen MÜESSER ÖZ'e ait eski kaman fotoğraflarını görmektesiniz. Lütfen kaynak belirtmeden kopyalayıp kullanmayın!







Kaman Kamunbaylığı

Eskiden illerde İLBAY (Vali), ilçelerde İLÇEBAY (Kaymakam),  Nahiyelerde KAMUNBAY (Nahiye Müdürü) en büyük mülkü amirdi. 1937 yıllarında Kaman nahiyelik olduğu için Nahiye Müdürü tarafından yönetilirdi. Onun için levhada T.C. Kaman Kamunbaylığı ibaresi yeralmıştır.  

Fotoğrafta yer alan şahısların isimleri doğru bir şekilde tespit edildikten sonra bilahare buraya ilave edilecektir. En sağdaki boş sandalyenin yanında oturan Kaman Belediye Başkanlığı görevinde bulunan rahmetli Halil Gönç'tür.

Kemal Gönç


Kırşehir ili Kaman ilçesi Yelek kasabasından (Garip) Haydar oğlu Kemal Gönç 16 Mart 2011 tarihinde vefat etmiştir. Kendisine Allah'tan rahmetiyle muamele eylemesini, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı ve Yüce Allah'tan sabr-ı cemil dileriz. İzmir'de eczacı olarak iştigal etmekteydi. Biyografi bilgileri tamamlandığında buraya ilave edilecektir.

Metin Dalkılıç


Fotoğraf karesinde görülen Metin Dalkılıç; İlköğretim Müdürlüğü görvinde de bulunmuş olan sınıf öğretmeni Süleymen Dalkılıç'ın oğludur.