Sarıuşağı Mah. İkinci Etap Toki İnşaatı


Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) tarafından Kırşehir’in Kaman İlçesi, Sarıuşağı Mahallesi’nde inşa edilecek 224 konutun ihalesi yapıldı. 10 Temmuz 2017 Pazartesi günü gerçekleştirilen ihale kapsamında ayrıca altyapı ve çevre düzenleme işi de yer alıyor. Söz konusu ihaleyi, Cihangir İnşaat Grubundan Eurocon İnşaat yatırım A.Ş. kazanmış olup, inşaat halihazırda %10 seviyesindedir. 


Yükseklikleri zemin+3 olan projedeki konutların 58’i 2+1 ve 166’sı ise 3+1 planında tasarlandı. Kırşehir yöresinin geleneksel Türk evleri dikkate alınarak hazırlanan projede cephe tasarımında zemin kat seviyesinde taş kaplamalar ve ahşap görünümlü kaplamalar kullanıldı. Dekoratif pencerelerin tasarımına önem verildi. Bölge halkının gün içerisinde vakit geçirebileceği, peyzajıyla ve sosyal donatıları ile birlikte, nitelikli sosyal çevre olarak planlandı.


TOKİ teklif aldığı ihaleleri normal şartlarda 2 hafta içinde tamamlıyor ve yer teslimini gerçekleştiriyor. İhaleyi kazanan firmanın bu tarihten sonra 500 gün, yani 17 ay süresi bulunuyor. Bir aksilik yaşanmadığı taktirde TOKİ Kırşehir Kaman Sarıuşağı Mahallesi Konutları’nın 2019 yılı başına yetiştirilmesi planlanıyor. İhale bedelinin 31.861.000,00 TL. olduğu tahmin ediliyor.


2+1 BRÜT 75 M2 ALT GELİR GRUBU DAİRELER BAŞVURU ŞARTLARI 
  1. T.C. vatandaşı olması.
  2. Projenin bulunduğu il/ilçe sınırları içerisinde 1 yıldan az olmamak koşulu ile ikamet ediyor olması. 
  3. Toplu Konut İdaresinden konut satın almamış olması ve Toplu Konut İdaresinden konut kredisi kullanmamış olması. 
  4. Kendisine eşine ve/veya velayeti altındaki çocuklara ait tapuda kayıtlı kat irtifaklı /kat mülkiyetli bağımsız bir bölümünün veya müstakil bir konutunun (tarla, bağ, bahçe, köy evi ve iş yeri hariç) olmaması.
  5. (Başvuru sahibinin hisseli olarak sahip olduğu gayrimenkuller hariç) Başvuru tarihi itibariyle 25 yaşını doldurmuş olması (Eşi vefat etmiş olan çocuklu dul bayanlarda yaş şartı aranmamaktadır.) 
  6. Aylık hane halkı gelirinin, en fazla net 3.200 TL olması (Başvuru sahibinin, eşinin ve velayeti altındaki çocuklarının gıda, yol, vs. her türlü aldıkları yardımlar dahil olmak üzere toplam hane halkı aylık net gelirinin en fazla 3.200 TL olarak uygulanmaktadır.).
  7. Bir hane halkı adına, yani kişinin kendisi, eşi ve velayeti altındaki çocukları yalnızca bir adet başvuru yapması gerekmektedir. 
  8. Vatandaşlarımızın yukarıdaki şartları karşılaması durumunda, 4.000,00 TL başvuru bedelini 11 Nisan - 20 Mayıs 2016 tarihleri arasında T.C. Ziraat bankası Kaman Şubesine yatırarak başvuruda bulunabileceklerdir. 
3+1 BRÜT 110 M2 KONUTLARIN BAŞVURU ŞARTLARI

Başvuracak vatandaşlarımız 6.000,00 TL başvuru bedelini 11 Nisan - 20 Mayıs 2016 tarihleri arasında T.C. Ziraat Bankası Kaman Şubesine yatırarak başvuruda bulunabileceklerdir.

Alo Köseömür

Alo'nun Hacıpınar Mahallesindeki Evinden Bir Görünüm.
Mehmet ve Emine Köseoğlu'nun oğullarından Arif ve Fatma'dan olma 01.07.1900 doğumlu 57244128700  T.C. Kimlik nolu Alo Köseömür, Bektaşlar'dan Bekir Bektaş'ın, 01.07.1903 doğumlu kızı Kamer ile evlendirilir. Bu evlilikten önce 05.02.1919 tarihinde Zeynep isminde bir kızı  ve daha sonra 03.09.1926 tarihinde Lütfi isminde bir oğlu olur. Alo, büyük bir ihtimalle 20 yaşında iken, yani 1920 yılında Kurtuluş savaşına katılmak üzere askere alındığını sanıyoruz. Çünkü, Kurtuluş Savaşı, Atatürk'ün Milli Mücadeleyi başlatmak üzere Samsun'a çıktığı 19 Mayıs 1919 tarihinde başlamış olup, 15.10.1922 tarihli Mudanya mütarekesi ile son bulmuştur.  Alo'nun askere gittikten sonra bir daha geri dönmediği söylenir. Bu doğrudur. Çünkü, Alo askere gittikten sonra bir daha hiç geri dönmediği için karısı Kamer, 14.03.1915 doğumlu Alo'nun küçük kardeşi Arif (Nazır) ile evlendirilir. Arif ile Kamer'in bu evliliklerinden de; 01.10.1926 tarihinde Taliha, 01.03.1933 tarihinde Mamuriye (Hakime) ve 26.09.1946 tarihinde Fevzi isminde çocukları olur. 

Asıl konumuz Alo Köseömür'ün askerden sonra memleketine dönmediği mi, dönemediği midir? Bu konuda sağlıklı bir bilgi yok. Ancak bir rivayete göre, Alo Köseömür'ün bir tarihte Kaman'a arabası ile gelerek, Hacıpınar mahallesindeki çeşmeye çıktığı, arabayı kullanan her kimse beraberlerinde getirdikleri boş bidonlara çeşmeden su doldurduğu ve daha sonra da hiç kimseyle görüşmeden oradan ayrıldığı söylenmektedir. 

Alo Köseömür, her nereye yerleşti ve her nerede yaşadı ise, mutlaka bir evlilik yapmış olacağı ve bu evlilikten dolayı çocukları ile birlikte yeni eş, dost ve akraba edinmiş olacağına muhakkak gözüyle bakılmaktadır. Alo Köseömür'ün Kaman'da bıraktığı iki çocuğundan olan torunları onun  akibeti konusunda hiç bir bilgiye sahip değiller, ancak Alo Köseömür'ün asker dönüşü yerleştiği yerde edindiği eş, dost, akraba ve torunlarının Kaman'da ki yakınlarından haberdar olduklarını sanıyoruz. 

Alo Köseömür'ün elimizdeki mevcut nüfus bilgileriyle yaptığımız araştırma sonucu, onunla ilgili hiç bir bilgiye ulaşamıyoruz. Tek bildiğimiz vefat ettiği ve bir de 1900 doğumlu olması hasebiyle nüfus kaydının kapatıldığıdır. Ancak, onun askerlik dönüşü yerleştiği yerdeki yeni akrabaları bizi bilgilendirebilirler. Bu yazımıza ulaşan ve okuyan akrabalarının; bu yazı metninin sol tarafında bulunan "Yorum Yaz" linkine tıklamakla birlikte açılacak olan yorum kutusuna, ulaşabileceğimiz bir adres, telefon ya da  bu konuda bir bilgi bırakırlarsa memnun oluruz. Çünkü, gerçekten Alo Köseömür'ün askerlik sonrası hayatını ve yeni ailesini merak ediyoruz.

Yaşlı Ceviz Ağacı

Fotoğraf: Recep Altun, Kaman'dan
Kaç yaşında bilmiyorum ama, yaşlı ve beli bükülmüş bu ceviz ağacının mutlaka bir hayat hikayesi olmalı. Belki merak edeceksiniz, bu yaşlı ceviz ağacı kimin bahçesinde diye? Bence kimin bahçesinde olduğundan daha çok bakımsızlıktan ve ilgisizlikten  beli bükülmüş bu yaşlı ceviz ağacına sormak gerekir, "Bu kadar erken, sen bu hale nasıl geldin?" diye.

İşte tüm canlı varlıklar, bu ceviz ağacı gibidir. Eğer onlara karşı ilgisiz, sevgisiz ve kayıtsız olursanız onlar da böyle erkenden yaşlanır ve çöker giderler. Fotoğraf karesinin üzerine çift tıklayarak fotoğrafı orijinal çözünürlüğüne getirirseniz bu yaşlı ceviz ağacını daha yakından inceleme ve tanıma fırsatı bulursunuz.

Cevizin Kaman için ne demek ve nasıl kıymetli bir meyve olduğuna ve ceviz ağaçlarının korunması ile ilgili yasaya değinmeden, sadece bu ağacın hikayesini dinlemek için fotoğraf karesini okumaya başlayalım. Bu arada rahmetli Cem Karaca'nın bir de ceviz ağacı ile ilgili "Ben Bir Ceviz Ağacıyım Gülhane Parkında" isimli bu güzel şarkısını hatırlatmadan geçmek istemiyorum. Bu şarkıyı hiç dinlememiş olup, merak edenlere öneririm, mutlaka en azından bir kere dinlesinler.

Ben de bir zamanlar sizin gibi genç, görkemli ve bakımlı ve her sene dolu dolu meyve veren bir ceviz ağacıydım. Sahibim aşılarımı yaptırır, kuruyan dallarımı keser ve beni sulardı. Ben de hayat bulduğum bu yerin dört bir tarafına ceviz dolu dallarımı uzatırdım. Geceleri yıldızların ve ayın ışığı altında uyumayı, bahar yağmurları ile yıkanmayı ve rüzgarlarla sohbet etmeyi çok severdim. Baharla birlikte diğer ağaçlar gibi ben de uyanmakla birlikte dallarımdaki tomurcuklarımı patlatır, yaprağa ve ardından da çiçeklere dururdum. Eğer soğuk alıp üşütmezsem, sahibim de aşılarımı zamanında yaptırırsa o sene o kadar çok cevizim olurdu ki, ben de sahibim de çok mutlu olurduk.

Yıllarca ben de sahibim de çok mutlu ve güzel günler yaşadık. Günler haftaları, haftalar ayları, ve aylar da yılları kovaladı durdu. Ne zaman ki sahibim öldü, onun yokluğuna dayanamadığım gibi; evin diğer aile fertleri bana ne ilgi, ne sevgi ve ne de şefkat gösterdiler. Sahibimi kaybetmemin üzüntüsünden ve bakımsızlıktan gövdem ve dallarım kurudu, belim çöktü. Her ne kadar bahar aylarında, ben de diğer ağaçlar gibi uyansam, dallarımda yapraklarım ve çiçeklerim açsa da hiç bir şey eskisi gibi olmuyordu. Bakımsızlıktan ve ilgisizlikten dolayı gövdem ve dallarım kuruyor, aşılarım yapılmadığı için  meyveye duran tek tük cevizlerim de kurtlanarak çürüyordu.

Artık tamamen kökümden kesilerek, sobalarda ya da fırınlarda odun olarak yakılacağım kaçınılmaz sonu beklemekten başka yapacak bir şey kalmamıştı. Bir gün bu acı sonun kapıma dayanacağını bilmenin verdiği keder ve üzüntünün bir an önce son bulmasını istiyordum.

Acaba bizler de dar-ı bekada tekrar hayat bulacak mıyız diye merak edip dururken, beklenen o gün geldi ve çattı. Benimle birlikte diğer tek tük çalı ve ağaçları da kestiler ve odun olmak üzere birine verdiler. Artık ben de diğer canlılar gibi ölümün acısını tattıktan sonra, hesap günü tekrar hayat bulmak üzere berzah alemine doğru yola çıkarıldığımı görünce ne kadar sevindiğimi anlatamam. Çünkü, yaşamım boyunca birlikte olduğum her şeyle benim de bir hukukum vardı. Dehr-i alemde uğradığım haksızlıklar sonucu, mağduriyetimin giderilmesi adına, haklarımın iade edileceğini bilmek kadar; beni mutlu eden daha güzel ne olabilirdi ki?

Recep Altun, 13.11.2017 Ankara

Kaman Kabir Ehli


Merhabalar Sayın Okuyucularım.

Tarihçesine baktığımızda blog faaliyetlerinin ilk defa 1993 yılında başladığını görebiliriz. Modern medya çağının yeni bir aşaması olduğu tartışılmayan internet siteleri ve bloglar; haberin ve çevresindeki tartışmanın geniş kitlelere ulaşmasında artık belirleyici rol oynamakta olduğunu görebiliyoruz. Dolayısıyla bloglar bilgiyi kontrol etme gücüne sahip olan büyük medyayı da zorluyorlar. Bu sayede bilgi örtbas edilemiyor. Aslında burası teknolojinin demokrasiyle buluştuğu bir alemdir. Günümüzde bloglar ve internet siteleri dijital evrenin sunduğu özgürlük ortamını doyasıya kullanıyorlar. Ben de 2007 yılından beri internet üzerinden web sayfası ile başlayan blog çalışmalarımı, daha sonra blog ortamı sağlayan değişik platformlar üzerinden devam ettirdim. Şu anda biri MİLLİYET gazetesinin blog platformunda olmak üzere BLOGGER, WORDPRESS, FACEBOOK ve TUMBLR gibi blog platformlarında blog çalışmalarımı devam ettiriyorum. 

Dünyanın dört bir köşesinden internete bağlanılsa da her toplumun blogları ve diğer sosyal medyayı kullanma biçimi birbirinden farklılık göstermektedir. Bu farklılığı teknolojiye olan aşinalık, ekonomik gelişmişlik, gelenekler, eğitim seviyesi, demokrasi karnesi, politik ve kültürel özellikler belirliyor. Kısacası her toplum dijital devrimi, kendi sosyo-kültürel özellikleriyle yaşıyor ve kullanıyor.   

Cumhuriyetimizin ilk kurulduğu yıllardan beri, toplumumuzun ekseriyetinin ana geçim kaynağı tarım ve hayvancılığa dayalı olduğu için,  tüm aile bireyleri köy ve kasaba gibi küçük yerleşim birimlerinde ve bir arada olmak zorundaydılar. Şimdilerde ise kırsal yerleşim bölgelerinde zorunluluktan dolayı birkaç yaşlı ve emeklilerden başka kimsenin kalmadığını görüyoruz. Ülkemiz de gelişen dünya konjonktürüne ayak uydurmak zorunda kalmakla birlikte, yanlış uygulanan tarım ve hayvancılık politikaları yüzünden büyük bir kesim, doğup büyüdüğü yerleri terk ederek, şehirlere göç etmek zorunda bırakıldılar. 

Bütün bunları neden paylaştığıma gelince: Geçim mücadelesi yüzünden doğup büyüdüğü yerleri terk ederek gurbette olanlarımızın sayısı o kadar fazla ki, ne kadar olduğunu bilmiyorum ama, memleketimizde kalan nüfusu katladığını acıkça söyleyebilirim. Memleketten, eş, dost ve akrabalardan uzak kalmanın özlemini ve eksikliğini bir nebze gidermek amacıyla bu blog sayfasını açtım. 

Gurbette olan hemşehrilerimiz, vefat eden hemşehrilerimizin vefat duyurularını Kaman Belediyesinin web sitesinden öğrenebiliyorlar. Yine gurbette olan hemşehrilerimizin, dar-ı bekaya irtihal etmiş olan yakınlarının kabirlerini sanal ortamda ziyaret edip dua okuyabileceği bir kabir blog sayfası yapma fikrinden yola çıkarak, yukarıda fotoğrafını paylaştığım kabir blog sayfasını siz sevgili hemşehrilerimizin hizmetine sunmuş durumdayım. Şu ana kadar; hem Cuma mahallesi, hem de Hacıpınar mahallesi mezarlıkları olmak üzere toplam:1460 mevtanın kabir fotoğraf ve bilgilerini blog sayfasına taşımakla birlikte çalışmalarım hala devam etmektedir. 

Arzu edenler, söz konusu siteye http://kabirehli.blogspot.com link adresinden ulaşabilirler. Google arama motorunun adres satırına "Kaman Kabir Ehli" yazarak arandığında da Google'nun ilk sayfanın ilk satırları arasında "Kaman Kabir Ehli" olarak yer alan linke tıklayarak kabir fotoğraf ve bilgilerini paylaştığım blog sayfasına ulaşabilirler. Gayret bizden, tevfik ve hidayet Allah'tandır.

Selam ve dualarımla.  

Altınım Var Getir


Toplumsal yapının ve sosyal hayatın değişime uğraması, önceleri yapılan birçok gelenek ve göreneklerimizin de kaybolmasına sebep olmakla birlikte hala yaşatılmasına devam edilen gelenek ve göreneklerimiz de vardır. Nişan, düğün gibi merasimlere davet edilenler, kendi durumlarını dikkate almak suretiyle örf ve adete de uygun olarak hiçbir karşılık beklemeden bir hediye alıp, nişan ya da düğün merasiminde takı olarak veriyorlar. Asıl hediye ise, kişinin davete uymak suretiyle, davet edilen yere gitmesidir.

Nişan ve düğün gibi merasimlerde, davetlilerin taktıkları takılar birer hediye değerinde olup, hediyenin karşılığı olmadığı gibi; ne bir karşılık beklenir, ne de geri istenir. Gelenek ve göreneklerimizden, hediyeden karşılık beklemenin veya verilen hediyeyi geri istemenin doğru olmadığını anlıyoruz. Nitekim, bu şekilde davranabilecek kişilerden de hediye kabul etmemek en doğru bir yoldur. 

Bu kadar açıklamadan sonra gelelim asıl meselemize. Nişan, düğün gibi merasimlere davet edilen eş, dost ve akrabalar maddi güçleri oranında bir hediye alarak davet edilen yerlere gitmektedirler. Söz konusu hediye, bir ev eşyası olabileceği gibi, altın ve para gibi değerli değişim araçlarından da olabiliyor. 

Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, yuva kuran genç çiftlere destek olmak için hiçbir karşılık beklemeden bu hediyeler veriliyor. Aradan zaman geçiyor, bu sefer de davet edilen eş, dost ve akrabanın nişan ya da düğün gibi bir merasimi zuhur ediyor. O da aynı daha önce kendini davet eden eşini, dostunu ya da akrabasını kendi merasimine davet ediyor. Davet edilen kişi, eğer bir aksilik olur da çağrıldığı davete icabet edemezse, ya da karşı tarafın nişan ya da düğün merasimine verdiği hediyenin tam karşılığında bir hediye veremezse ve örnek olarak bu takı da bir çeyrek altın ise, aradan fazla bir zaman geçmeden hemen karşı tarafa “ALTINIM VAR GETİR” deniyor, ya da haber gönderiliyor. Bu bizim örf ve adetlerimize göre, ne kadar ayıp ve ne kadar büyük bir terbiyesizliktir. 

Hani düğün davetiyelerine notlar düşülür ya “Silah atılmaması, ya da Çocuk getirilmemesi rica olunur” gibi; bir tanıdığımdan duydum, yakında düğün yapacakmış ve düğün davetiyesine de “NOT:Takı getirilmemesi rica olunur” diye şerh verdirecekmiş. Bu şerh, yaşadığımız toplumun içindeki çürük cevizlere ne büyük bir ders olur doğrusu.