Kaman Kabir Ehli


Merhabalar Sayın Okuyucularım.

Tarihçesine baktığımızda blog faaliyetlerinin ilk defa 1993 yılında başladığını görebiliriz. Modern medya çağının yeni bir aşaması olduğu tartışılmayan internet siteleri ve bloglar; haberin ve çevresindeki tartışmanın geniş kitlelere ulaşmasında artık belirleyici rol oynamakta olduğunu görebiliyoruz. Dolayısıyla bloglar bilgiyi kontrol etme gücüne sahip olan büyük medyayı da zorluyorlar. Bu sayede bilgi örtbas edilemiyor. Aslında burası teknolojinin demokrasiyle buluştuğu bir alemdir. Günümüzde bloglar ve internet siteleri dijital evrenin sunduğu özgürlük ortamını doyasıya kullanıyorlar. Ben de 2007 yılından beri internet üzerinden web sayfası ile başlayan blog çalışmalarımı, daha sonra blog ortamı sağlayan değişik platformlar üzerinden devam ettirdim. Şu anda biri MİLLİYET gazetesinin blog platformunda olmak üzere BLOGGER, WORDPRESS, FACEBOOK ve TUMBLR gibi blog platformlarında blog çalışmalarımı devam ettiriyorum. 

Dünyanın dört bir köşesinden internete bağlanılsa da her toplumun blogları ve diğer sosyal medyayı kullanma biçimi birbirinden farklılık göstermektedir. Bu farklılığı teknolojiye olan aşinalık, ekonomik gelişmişlik, gelenekler, eğitim seviyesi, demokrasi karnesi, politik ve kültürel özellikler belirliyor. Kısacası her toplum dijital devrimi, kendi sosyo-kültürel özellikleriyle yaşıyor ve kullanıyor.   

Cumhuriyetimizin ilk kurulduğu yıllardan beri, toplumumuzun ekseriyetinin ana geçim kaynağı tarım ve hayvancılığa dayalı olduğu için,  tüm aile bireyleri köy ve kasaba gibi küçük yerleşim birimlerinde ve bir arada olmak zorundaydılar. Şimdilerde ise kırsal yerleşim bölgelerinde zorunluluktan dolayı birkaç yaşlı ve emeklilerden başka kimsenin kalmadığını görüyoruz. Ülkemiz de gelişen dünya konjonktürüne ayak uydurmak zorunda kalmakla birlikte, yanlış uygulanan tarım ve hayvancılık politikaları yüzünden büyük bir kesim, doğup büyüdüğü yerleri terk ederek, şehirlere göç etmek zorunda bırakıldılar. 

Bütün bunları neden paylaştığıma gelince: Geçim mücadelesi yüzünden doğup büyüdüğü yerleri terk ederek gurbette olanlarımızın sayısı o kadar fazla ki, ne kadar olduğunu bilmiyorum ama, memleketimizde kalan nüfusu katladığını acıkça söyleyebilirim. Memleketten, eş, dost ve akrabalardan uzak kalmanın özlemini ve eksikliğini bir nebze gidermek amacıyla bu blog sayfasını açtım. 

Gurbette olan hemşehrilerimiz, vefat eden hemşehrilerimizin vefat duyurularını Kaman Belediyesinin internet sitesinden öğrenebiliyorlar. Yine gurbette olan hemşehrilerimizin, dar-ı bekaya irtihal etmiş olan yakınlarının kabirlerini sanal ortamda ziyaret edip dua okuyabileceği bir kabir sitesi yapma fikrinden yola çıkarak, yukarıda fotoğrafını paylaştığım kabir sitesini yapmış durumdayım.  Şu ana kadar;hem Cuma mahallesi, hem de Hacıpınar mahallesi mezarlıkları olmak üzere toplam:1120 mevtanın kabir fotoğraf ve bilgilerini siteye taşımakla birlikte çalışmalarım hala devam etmektedir. 

Arzu edenler, söz konusu siteye http://kabirehli.blogspot.com link adresinden ulaşabilirler. Google arama motorunun adres satırına "Kabir Ehli, ya da Kaman Kabir Ehli yazarak arandığında da Google'nun ilk sayfanın satırları arasında "Kaman Kabir Ehli" olarak yer alan satıra tıklayarak ulaşabilirler. Gayret bizden, tevfik ve hidayet Allah'tandır.

Selam ve dualarımla.  

Altınım Var Getir


Toplumsal yapının ve sosyal hayatın değişime uğraması, önceleri yapılan birçok gelenek ve göreneklerimizin de kaybolmasına sebep olmakla birlikte hala yaşatılmasına devam edilen gelenek ve göreneklerimiz de vardır. Nişan, düğün gibi merasimlere davet edilenler, kendi durumlarını dikkate almak suretiyle örf ve adete de uygun olarak hiçbir karşılık beklemeden bir hediye alıp, nişan ya da düğün merasiminde takı olarak veriyorlar. Asıl hediye ise, kişinin davete uymak suretiyle, davet edilen yere gitmesidir.

Nişan ve düğün gibi merasimlerde, davetlilerin taktıkları takılar birer hediye değerindedir. Hediyenin karşılığı olmadığı gibi; ne bir karşılık beklenir, ne de geri istenir. Gelenek ve göreneklerimizden, hediyeden karşılık beklemenin veya verilen hediyeyi geri istemenin doğru olmadığını anlıyoruz. Nitekim, bu şekilde davranabilecek kişilerden de hediye kabul etmemek en doğru bir yoldur. 

Bu kadar açıklamadan sonra gelelim asıl meselemize. Nişan, düğün gibi merasimlere davet edilen eş, dost ve akrabalar maddi güçleri oranında bir hediye alarak davet edilen yerlere gitmektedirler. Söz konusu hediye, bir ev eşyası olabileceği gibi, altın ve para gibi değerli değişim araçlarından da olabiliyor. 

Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, yuva kuran genç çiftlere destek olmak için hiçbir karşılık beklemeden bu hediyeler veriliyor. Aradan zaman geçiyor, bu sefer de davet edilen eş, dost ve akrabanın nişan ya da düğün gibi bir merasimi zuhur ediyor. O da aynı daha önce kendini davet eden eşini, dostunu ya da akrabasını kendi merasimine davet ediyor. Davet edilen kişi, eğer bir aksilik olur da çağrıldığı davete icabet edemezse, ya da karşı tarafın nişan ya da düğün merasimine verdiği hediyenin tam karşılığında bir hediye veremezse ve örnek olarak bu takı da bir çeyrek altın ise, aradan fazla bir zaman geçmeden hemen karşı tarafa “ALTINIM VAR GETİR” deniyor, ya da haber gönderiliyor. Bu bizim örf ve adetlerimize göre, ne kadar ayıp ve ne kadar büyük bir terbiyesizliktir. 

Hani düğün davetiyelerine notlar düşülür ya “Silah atılmaması, ya da Çocuk getirilmemesi rica olunur” gibi; bir tanıdığımdan duydum, yakında düğün yapacakmış ve düğün davetiyesine de “NOT:Takı getirilmemesi rica olunur” diye şerh verdirecekmiş. Bu şerh, yaşadığımız toplumun içindeki çürük cevizlere ne büyük bir ders olur doğrusu. 

Yılmaz Dursun


Tayip ve Zeynep'ten olma 01.01.1949 Kaman doğumlu olan Yılmaz DURSUN, Mırızlardan rahmetli oto makasçı Tayip ustanın en büyük oğlu olup, 17 Şubat 2016 tarihinde beyin embolisi rahatsızlığı nedeniyle kısmi felç geçirdi. Halen yatağa bağımlı olarak yaşamaktadır. Yılmaz DURSUN'un her türlü bakım ve ihtiyaçlarını eşi ve çocukları (Allah onlardan razı olsun) karşılamaktadırlar. Yılmaz DURSUN'a, Cenab-ı Allah'tan acil şifalar dileriz. Yatağa bağımlı hasta olmak da yatağa bağımlı hastaya bakmak da gerçekten çok zor bir iştir. Eşine ve çocuklarına da dayanma gücü ve sabır dileriz. Yılmaz DURSUN, artık Kaman'daki evinde ikamet etmiyor, beş aydan beri eşi ile birlikte Ankara Sincan'da bir apartman dairesinde ikamet etmektedirler.

03 Eylül 2017 Pazar günü Kurban Bayramı münasebetiyle Yılmaz DURSUN'u Sincan'da ki evinde ziyaret ettik. Son durumu ile ilgili sizleri bilgilendirmek amacıyla, yukarıdaki fotoğraf karesini sizlerle paylaşmayı arzu ettik. Onun şu anda sizlerin dualarınıza ihtiyacı var; lütfen dualarınızı ondan esirgemeyin.

YILMAZ DURSUN'U BİR ZAMANLAR ÇALIŞTIRDIĞI HALK OYUNLARI EKİBİ İLE BİRLİKTE (SOL BAŞTA) GÖRMEKTESİNİZ.

NOT: Beyin Embolisi: Beynin herhangi bir bölümüne giden kan akımının ani olarak kesilmesi durumunua beyin embolisi adı verilir. Emboli vücudun farklı yerlerinde görülebilen ciddi bir damar hastalığıdır. Beyin embolisi oluştuğunda, kan beynin herhangi bir bölümüne ulaşamadığı için bu bölüm oksijensiz kalır. Bu da beyin hücrelerinin ölmesine sebep olur.

Eski Gençler


İyi ki bu fotoğraf kareleri var. Olmasaydı biz bunca hatıratı nasıl gündeme taşıyacaktık? Bundan çok çok eski yıllara gidelim. Henüz fotoğraf makinasının icat edilmediği yıllara. O zamanlar insan portrelerini ancak fırçası, kalemi ve kabiliyeti olan ressamlar çiziyordu. Oysa şimdi taşıdığımız cep telefonlarında bile harika fotoğraflar çekebilen kameralar var. Yukarıdaki fotoğraf karesi de Nuh Nebi'den kalma asar-ı atika sınıfında bir fotoğraf karesidir. 

Geçmişte kalan güzelliklere olan özlem duygularımız neden bu kadar baskın bir durumdadır? Çünkü, günümüzde artık ne o eski arkadaşlık, ne de o eski dostluklar vardır. O fotoğraf karesinde yer alan gençler, birbirlerinin gayretlerini ölümüne güden eski Kaman gençleridir. 

Bildiğim kadarıyla sol başta ve ayakta duran Rahmi Atay, Dar-ı Bekaya irtihal etmiştir. Cenab-ı Hakk rahmetiyle muamele eylesin. Hemen onun sağındaki H. Hüseyin Altun, onun sağındaki Başköylü Muzaffer Baran ve en sağdaki de Cipçi Haceli'nin oğlu Nejmettin Şahin'dir. Benden bu kadar. Yukarıdaki fotoğraf karesinin hatıralarını yad etmek  isteyenler bu paylaşımın sol tarafındaki "Yorum-Yaz / Oku" linkine tıklayarak yorum yazabilirler. Ama ben bu zamana kadar, yorum yazan bir kaç kişi haricinde kimse görmedim. Hadi bakalım eski Kaman gençleri, sizleri sayfamızı ziyarete ve bu asar-ı atika hakkında yorum yazmaya bekliyoruz.  

NOT: Fotoğraf Karesi 1960'lı yıllardan kalmadır. 

Bahçeler Artık Bellenmiyor

Kaman'da evlerin bahçeleri artık böyle çapa motoru ile sürülerek belleniyor. Fotoğraf Karesinde Yıldırım Apartmanının Kalorifercisi Diyarbakır'lı Murat'ı Aziz Altun'a ait bahçeyi çapa motoru ile sürrerken görmektesiniz.